isilinerasmusgunlugu

Yayın yok. Tüm yayınları göster
Yayın yok. Tüm yayınları göster
Ana Sayfa
Kaydol: Kayıtlar (Atom)

İddia ediyorum İstanbul’da olan ama Cagliari’de ne olduğu bile bilinmeyen 500 şey bulabilirim:

  • filmekimi: 'Emek'siz tadı tuzu yok gibi geliyorsa da program açıklandığı an heyecanlanıyoruz..
  • Boğaziçi Köprüsü: Geçen ay, bir teknik gezi sayesinde köprüye çıktık, korkuluklara tutunup aşağı baktık; manzara büyüleyiciydi.. Öncesinde bir sunum hazırlanmıştı, köprünün yapım aşamalarına ilişkin bilgi ve fotoğraflardan oluşan; bunları bekliyorduk zaten ama intiharlarla ilgili döküm de ilgi çekiciydi, yanlış hatırlamıyorsam ilk intihar girişimini evli bir çift gerçekleştiriyor ancak engelleniyorlar mesela.. Bir dikkatimizi çeken de sunumda gişelerden ‘para toplama yeri’ diye söz edilmesiydi; başta gülümsetti, sonra makul geldi bu açık ifade.
  • U2 360° sahnesi: Facebooktan bir yorum: ‘‘Sadece o muhteşem sahneyi görmek için gidiyorum, yoksa Bono'ya 5 kuruş vermem!’’ Yarın orada olacağım tarihi ana tanıklık amaçlı yoksa U2 dan çok Snow Patrol için gidiyoruz biz de yalan olmasın:)
  • Cumhuriyet bayramında topuzuna bayrak saplayan sunucu: Derya Baykal..
  • IKSV: seviyoruz, hem de çok!
  • Caz/ Balkan Vapuru: Caz festivalinin hoşluğu, bu yıl bir de Balkan vapuru olmasıydı hiç kuşkusuz.. Gönül isterdi ki programda değişiklik olmasın da iki saatimizi de Anadolu Kavağı’nda geçirelim ama yine de çok keyifliydi..
  • Çarşı: Çarşı her şeye karşı, en sevdiğimdir... Sadece Napoli maçlarını önemseyen taraftar topluluğu mevcuttu Cagliari’nin.. Gittiğim Juventus maçını kaybetmemiz (sempatizanım haliyle) eylül ayında canımı sıktıysa da İstanbul’a dönmeden alınan 4-3’lük Juve galibiyeti güle güle hediyesi gibi geldi bana.. Son gece arkadaşlarıma imzalattığım formamla dolaştım sokaklarda, geç saatlere kadar..
  • Eurovision heyecanı: İtalya katılmıyor. Eurovision yapıldığı günlerde Alessandra İstanbul’daydı. Ona durumun ciddiyetini, nasıl bir milli mesele olduğunu açıklamaya çalıştık; anlamadı gitti.
  • recep ivedik: ne gerçeği, ne filmi; ne de filmini izleyip gerçeğinin ötesine geçeni..
  • Pizza-hut: Pizza Tandem gözümde tütüyor, diyorum; başka da bir şey demiyorum..
  • Seçim öncesi siyasi parti bayraklarıyla örülmüş meydanlar: Sardinya’da da seçim var bu ara ama plastik bayraklar asmak yerine posta kutularına el ilanları bırakılıyor ya da sokaklardan tanıtım araçları geçiyor.
  • AVM girişlerinde X-ray cihazları
  • Ben karşının taksisiyim..
  • Emo’lar (Yapı Kredi'nin önünde bekleyen ‘duygusal ergenler’ geldiğimde hala orda oturuyor olmanızdan korkuyorum.. ): yok denecek kadar az sayıda ‘emo’ var ve gruplar halinde değiller,bulamamışlar birbirlerini demek daha…
  • En sık ‘geriye doğru ilerleyelim’ repliğini kullanan, yüzü pek gülmeyen, anlayışsız otobüs şöforü: ilk haftalarda elimde haritayla biniyordum otobüse, gideceğim yeri sormuştum bir kez, şoför elimdeki adresi bilmiyordu, otobüsü durdurup koltuğundan indi; adresi yolculara sordu, aralarında konuştular. Sonra istese bir filmde baş rol kapabilecek görüntüdeki şoför, gülümseyerek bana gideceğim yere varınca beni çağıracağını söyledi. Beş aydır tek bir aksi şoförle karşılaşmadım,aslına bakarsanız yüzü gülmeyen bir insana rastlamış olabilir miyim diye hafızamı zorluyorum ama yok sanırım..
  • Kap-kaç terörü..
  • Bardakta mısır: Hiç hoşlanmıyordum,çok memnunum olmayışından
  • Kestaneci,mısırcı ..
  • Starbucks :deplasmana gelmemişler sanırım..
  • Simit sarayı, döner world, bulgur king gibi trajikomik isimler…
  • Sessiz bir şekilde burun silmek: Ben yazmaya utanırım;bu insanlar bir nezle oluyorlar, kafamız şişiyor…Biz utana sıkıla burnumuzu en sessiz bir şekilde sileriz mesela değil mi, kışın gelmesiyle birlikte tüm Türklerin şaşkınlığı aynı:Bu nasıl bir gürültüdür, nasıl bir burun silmektir?.. Beynin patlayacak arkadaşım dur yavaş ama… Fakat belirtmek isterim,bu güzide nezaket kuralı sadece bizde var yani bu gürültü İtalyanlara özgü bir şey değil,Almanlardan Macarlara hepsi aynı…
  • Metropol enerjisi: İşte bu olmadığı için rehavet hakim buraya bence.. Haftaya güzel başlayayım diye bana ‘metropol enerjisi’ gönderdiğini yazmıştı bir arkadaşım mesajında, bir pazartesi sabahı. İhtiyacım varmış gerçekten işe yaradı düşüncesi bile, tekrar tekrar teşekkür ediyorum
  • Çifte kavrulmuş fıstıklı lokum: Türk lokumu diye de özetlerdim,detay vermezdim ama böylesi keyifli..Bir de en çok bu minik minik olanlarını severim,doğum günüm yakın biliyor musunuz, hiç utanmam kalmadı artık galiba:)
  • Nostaljik tramvay:O başka bir şey,çok başka hem de..
  • Saatli maarif takvimi: Aslında hazırlamakta zorlanmazlar mesela bugün doğanlara isimler: kız Alessandra, erkek Alessanro.. Kızsa a, erkekse o, bitti gitti.. Yemek: her gün makarnanın sosunu değiştir; o da oldu..Tarihte bugün: çalışmıyorduk yine, siestayla geçiyordu günler…
  • Yayalar için sadece kırmızı ve yeşil ışık uygulaması: kırmızı dur demek, yeşil geç ama kaç saniye sürdüğü meçhul 10sn yi bulmuyor, karşıdan adımınızı attığınız saniye öncesinde yeşil yanıyorsa bilin ki B noktasına geçtiğinizde o renkten eser kalmamış olacak ve Günay’ın tabiriyle ‘geç ama dikkatli geç’ ışığında geçiliyor genelde.Evet, yayalar için sarı ışık var ve ben buna alıştım.
  • Sokakta yayaya yol vermeyen şoför: Yok böyle bir şey. İki eli kanda olsa, kaçla giderse gitsin durur. Bence yaya geçidinde ayakkabım çözülse durup bağlayabilirim sorun olacağını sanmıyorum,bir keresinde yaya geçidinin diğer ucunda Merveleri gördüm(epeydir görmemiştim ama..) ortasında buluştuk, oooo naber nasılsınlar filan, sarıldık hoş beş ettik, kasten değil ama evet yaptık bunu.. Yaya geçidinde kapı önü muhabbeti yapana bile saygı gösterebiliyorlar.. Durumu henüz kavrayamadığımız zamanlarda arabalar geçsin diye bekliyorduk, hatta utanıp ‘Hep ben geçiyorum ay n’olur biraz da siz’ tavrındaydık ama rahata alıştık efenim, nerdeyse oturup piknik yapacağız artık…
  • Su böreği
  • Maç kazanıldığında,düğünde vs.. silah atmak
  • Fasl-ı şahane... Ada sahillerinde bekliyorum ama zaten Egemensiz fasılın ne anlamı var…(Döndüğümde ne beklediğim gayet açık değil mi YTÜ İnşaat? )
  • Gecekondu ve arşa değen filizler
  • Akbil: Otobüs için bilet yerine geçen kartlardan alınıyor; on yedi avro (euro değil) verip bir ay boyunca her geçen otobüse binebilir ya da almayıp kart kontrolörlerini görünce (iki ayda iki kez gördüm, birinde biletime baktılar.) arka kapıdan inebilirsiniz. Tabi yeterince çevik misiniz, refleksleriniz ne durumda önce bunları bir tahlil edin çünkü cezası var.
  • Halis muhlis 80° limon kolonyası ve ikramı. Yabancıların kolonyamıza bakışına bir örnek: http://dixonsturkey.blogspot.com/2007/02/limon-kolonyasi
  • Baca gibi sigara içmek. Burada Türklerle ilgili bilinen tek söz: ‘Bir Türk’ten daha fazla kim sigara içer? - İki Türk!’ Aman ne komik… Ama gözlemlediğim kadarıyla doğru. Sadece İtalyanlar değil tüm Erasmus öğrencileri arasında bizimle tiryakilikte boy ölçüşecek millete rastlamadım…
  • İsrarlı alkol alımı sonrası ‘yan bakma veyahut kız meselesi kavgası’,en azından henüz böyle bir olaya tanık olmadım.
  • Vefa bozası ve artık İstanbul’da da rastlanmayan (ama Eskişehir’de hala varmış) Bozaaaaaaaaaaaaaa!!! nidası
  • Nargile
  • Uzun boy: 1.60’ın biraz üzerindeyim ama burası için uzunum. (aslında 1.60’ım ,ince olduğum için daha fazla sanılıyor ama kimse bu gerçeği kabul etmiyor; sanırım, benim boyumu söylediğim saniyeyi takiben yapılan kıyaslamada yanımda duran kızların çoğunun cücelik sınırına yakın olduğunun düşünülmesi tehlikesi bunun ana sebebidir..ama kaç kere ölçtük diyorum, hırsınızdan bilmi inkar ediyorsunuz ey kız milleti!!! Bakınız burada sadece kızlar değil erkekler de kısa..onlar ne yapsın?..)
  • Diğdem ve milyonlarca Türk için geliyor: Rakı –balık keyfi..
  • Bulamayacağımızı biliyorduk; şaşkın değiliz, özledik sadece: demleme çay ve tabi ki ince belli çay bardağı.
  • Ev arkadaşlarımdan gelen istek üzerine ekliyorum: tantuni ve kokoreç..(Mirkelam’a saygılar)
  • Kıskanç erkek arkadaş: algıyı kolaylaştırmak için örnek yazıyorum; ev arkadaşım yanında erkek arkadaşıyla benim bilgisayarımdaki resimlere bakıyor, ertesi gün tanıştıracağım arkadaşım ekrandayken çığlık atıyor, evimde kan görme kaygısıyla ‘ya çok sempatik değil mi ?’gibi toparlama cümleleri bırakıyorum ortama ama yok ‘çok seksiiiii!!!’ diyor ..erkek arkadaşında hiçbir tepki yok.. ‘o zaman c’nin sahil fotoları için tıklayın’ esprisine de gülüyor üstelik…
  • Susuzluğu giderecek su: Mineralli değil , ‘naturale’ alıyoruz ama yok, su değil bu boğazımdan akıp giden, lezzeti yok, susuzluğu gidermiyor, herkesin ortak kanısıdır.
  • Laf atmak: Mutlu bir ifadeyle belisssssimaa!!!!! demeyi laf atmak sanıyorlarsa hemen çıkarayım listeden
  • Mini (hatta süper mini) giymekten çekinmek: o nasıl bir kavram sahi, unutmuşum:)
  • Ayakkabı boyacısının dişisi; ‘Aman pek de güzelsin, at bir beşlik bakayım falına’ diyen falcı figürü… Gelecek umurunda değil ki kimsenin, iş aramıyor, ‘hayırlı kısmet’ beklemiyor.. Fal sektörü iptal haliyle..
  • Ayakkabı boyayan çocuklar: Ama tembellikte sınırları zorlayan İtalyanlar kenarda köşede ellerinde minik birer tasla mırıldanarak dolanıyorlar dilenmek için..Israrcı değiller ona bile üşeniyorlar.. Geleneksel kıyafetleriyle gezen Afrika kökenlilerse siestadır, pazardır, burası sahildir umursamıyor sürekli bir şeyler satmaya çalışıyor. Bazen bıktırsalar da en azından çalıştıkları için onlara saygı duyuyoruz
  • Simit,poğaça.. Tuz ihtiva eden her şey..
  • burhan altıntop
  • Yaprak döner; birkaç dönerci var ama kırmızı et değil, hindi kullanıyorlar çünkü kırmızı ete rağbet yokmuş bu makul bir açıklama ama döneri incecik kestikten sonra bir de zıt doğrultuda minicik minicik bölüyorlar buna anlayamıyorum işte..
  • Dolmalık biberin kafatasımızdan çok daha küçük olduğu gerçeği ve tabi ki dolma
  • Bavul,çanta vs gibi yükleri ‘Ben taşırım’ diyerek elinizden alacak 1 adet erkek..En kibarı bile bunu teklif etmiyor, şaşkınım çok
  • Neutrogena’nın sadece el kremi olmadığı ve MAC (Sadece Milanoda ve Roma’daki Rinascente’de mevcutmuş, utana sıkıla ‘Milano’ya ucuz bilet buldum.’ dediğimde Paris Hilton’a benzerlik derecem gündeme oturdu, konuyu kapattım:( )
  • Otobüste yaşlılar ve hanımlara yer vermek
  • Her gün 1-5 arası ve pazar günleri çalışmak. Her Allahın günü 13:00’ten 17:00’ye ne yaptıklarını cidden merak ediyorum, pazarları zaten in cin top oynuyor. Marketler bile 13:00’te kapanıyor; gün boyu bir ekmek bile alamam diye pazarları erkenden kalkıyorum ..dolayısıyla Pazar keyfi..en azından benim için..
  • Sinemalarda filmlerin orijinal dillerinde gösterilmesi
  • Lens: Ne olduğunu biliyorlar elbet ama genellikle kullanmıyorlar, Günay sağlıklı bulmadıklarını söylemişti. Çok hoş tasarıma sahip (optik) gözlüklerle geziyorlar ortalıkta ama dünya güzeli kızların ne kadar şık olursa olsun güzelim gözlerini camekan ardına saklamalarını anlayamıyorum..
  • Köprü trafiği:)
  • http://flickr.com/photos/cordeliaasarda/
  • ekşisözlük

Blog Listem

  • GÜNEŞİN TAM İÇİNDE - Sarışın Site
    Romanika | Dijital E-kitap Okuma Platformu
    4 hafta önce
  • kareli defter...
    Belki de oldu bunlar...
    3 yıl önce
  • hafif müzik
    MÜESSESEMİZ TAŞINMIŞTIR! Hafifmüzik.org geldi artık, ona göre...
    16 yıl önce
  • Spaventapasseri
    4.-7.6.2009 Stařec a moře 1 – Cagliari, Jerzu, Porto Corallo
    16 yıl önce
  • Emrenin blogu
    Üniversiteme dokunma!
    17 yıl önce
  • iPhone Türkiye

Blog Arşivi

  • ▼  2009 (3)
    • ▼  Ekim (1)
      • Gecikmeli bir yol hikayesi: Almanya - Prag Notları
    • ►  Ocak (2)
  • ►  2008 (9)
    • ►  Kasım (5)
    • ►  Ekim (4)

Abone Ol:

Kayıtlar
Atom
Kayıtlar
Tüm Yorumlar
Atom
Tüm Yorumlar

Hakkımda

isil
Profilimin tamamını görüntüle
Filigran teması. Blogger tarafından desteklenmektedir.